Özbekistan’ın kuzeydoğusundaki Obi-Rakhmat kaya sığınağında yapılan keşif, ok ve yay teknolojisinin tarihinin düşündüğümüzden çok daha eski olduğunu ortaya koydu. Bu alanda yapılan araştırmalar, 80 bin yıl önce bu bölgede yaşayan insanların ok ürettiğini ve kullandığını gösteren taş uçların bulunmasıyla, Avrasya’daki en eski ok ve yay kanıtlarını 25 bin yıl geriye taşıdı. Daha önce Güney Fransa’daki Mandrin alanında bulunan 54 bin yıl öncesine ait ok uçları bu bulgularla yerini geride bıraktı.
PLOS One dergisinde yayımlanan çalışmada, araştırmacılar sığınağın derin tabakalarında 20 adet kırık taş parçası buldu. Bu parçalar, av silahı olarak kullanıldıklarına dair belirgin izler taşıyordu. Bordeaux Üniversitesi’nden Hugues Plisson, bu taşların çarpma izlerini inceledi ve hepsinin av silahlarına ait olduğunu doğruladı. Araştırma ekipleri buldukları parçaları büyük uçlar (mızrak benzeri silahlar), küçük uçlar (oklar) ve ince taş dilimleri (bladelet) olarak üç gruba ayırdı. Bu durum, Obi-Rakhmat avcılarının tek tip silah yerine, birden fazla kesici parçayı bir araya getiren karmaşık araçlarla avlandığını gösteriyor.
Araştırmacılar, bu taş parçalarının mızrak ucu ya da başka bir alet olmadığını belirlemek için kontrollü deneyler gerçekleştirdi. Replika uçları ince ahşap saplara takarak, sıradan bir yayla hayvan leşlerine ateş ettiler. Deney sonuçları, 80 bin yıllık taşlardaki izlerle neredeyse birebir örtüştü. Obi-Rakhmat’ta bulunan taş uçlar, bir oka uygun olacak kadar hafif ve ince, ancak üfleme oku olamayacak kadar geniş yapıya sahipti.
Başlangıçta bazı araştırmacılar, bu küçük uçların eğitim amaçlı yapılmış olabileceğini savundu. Ancak taşlardaki ince işçilik, bu tezi çürüttü. Uçların üretimi, uzun yıllar süren deneyim ve ustalık gerektiriyordu. Ayrıca küçük uçlar, büyük uçlardan tamamen farklı bir teknikle üretilmişti. Üzerlerindeki izler, bu taşların avlanmada kullanılan ok uçları olduğunu kesinleştirdi.
Sibudu, Güney Afrika’da 64 bin yıl öncesine ait ok ve yay kanıtları, Fransa’daki Mandrin’de ise 54 bin yıl öncesine ait fırlatma uçları bulunmuştu. Şimdi Orta Asya’dan gelen 80 bin yıllık bulgular, bu üç farklı alandaki ok ucu örneklerinin birbirinden farklı olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle araştırmacılar, ok ve yay teknolojisinin tek bir merkezde icat edilmesinin ardından farklı bölgelerde bağımsız olarak keşfedilmiş olabileceğini düşünüyor. Bunun yanı sıra, Obi-Rakhmat ile Mandrin arasındaki benzerlikler dikkat çekiyor; her iki yerleşimde de avcıların büyük uçlar ile küçük eklentileri aynı anda kullandığı görülüyor. Bu benzerliğin, doğrudan bir bağlantı mı yoksa farklı yerlerdeki bir tesadüf mü olduğu henüz net değil.
Bulgunun en tartışmalı yönü ise bu silahların kimin tarafından yapıldığı meselesi. Sığınakta bulunan bir çocuk iskeletinin dişleri Neandertal özellikleri taşırken, kafatası daha belirsiz izler göstermekte. Küçük ve uzmanlaşmış av uçları genellikle Homo sapiens ile ilişkilendirilse de, Obi-Rakhmat’taki insan kalıntılarının karışık profili, bu yerleşimde okları hangi türün ürettiğini belirsiz bırakıyor.
Gelecekteki çalışmalar için ise iki önemli adım atılması gerekiyor. İlk olarak, Orta Asya ile Akdeniz arasında benzer küçük taş uçların araştırılması, ikinci olarak ise Obi-Rakhmat’taki yeni kazılar, bu silah geleneğinin ne kadar sürdüğünü ortaya koyacak. Ayrıca sığınaktan elde edilecek genetik ve protein verileri, okların hangi türler tarafından üretildiğine dair önemli ipuçları sunabilir.